Translate

Sayfalar

İzleyiciler

15 Haziran 2011 Çarşamba

Animasını annesinden kurtaran erkek

Animasını annesinden kurtaran erkek, gerçekten bu yeni duruma alışabilmiş değildir. Eski kalıpları terketmesi ona tanınmadık, bilinmedik, farklı bir anima sunmaktadır. Oysa erkek buna çok yabancıdır. Bir Terra Incognita olan bu anima erkeğin aslında aradığı sevgiliyi “deneme yanılma” yöntemi ile de bulmasına neden olur. Erkek karşısına çıkan ve onu etkileyen kadına Anima figürünü yüklemeye çok heveslidir. Bu bilinemeyen gizemli Anima, aynı zamanda tanrısal bütün özellikleri de üzerinde taşımakta, bir Tanrıça gibi gözükmektedir. Bu gizem perdesi daha kalkmadığından erkek içindeki bütün tanrısallığı bu Tanrıça’ya yükler, dolayısıyla yeni sevgilisi bu sıradışı nitelendirmeden payını alır. Erkeğin gözünde artık bu bir Tanrıça’dır ve erkeğin davranışları bu yönde gözükür.
Johnson (We, Romantik Aşkın Psikolojisi, 1993) bunu çok iyi tanımlar:


Romantik aşk, herhangi bir biçimiyle aşk değil, fakat aşk ile ilgili tutumların, istem dışı duyguların, ideallerin ve reaksiyonların hepsinin bir bileşiğidir.” Bu bağlamda romantik aşka düşen, sıradışı bir sevgi duymaya başlar, karşısındakini yüceltir, hatta tapınırcasına bir hayranlık duymaya başlar ve sevgilisinde bulunan bir tür tanrısallığa yönelir.
İkili ilişkilerimizde bunu deneyimlediğimiz olmuştur. Özellikle erkeklerin bu tür tutumları , önceleri kadınlar tarafından anlaşılmasa da, zamanla kabul edilir ve kadın da o rolü oynamaya çalışır. Bu deneyimin aslında cinsel değil dinsel bir dürtüyü ortaya çıkarttığını Johnson (We, Romantik Aşkın Psikolojisi, 1993) ortaya çok ilginç bir biçimde koyar :
Modern kültürümüzün tamamen maddeleşmiş olan ortamında başka hiç bir sığınak bulamayan dinsel içgüdülerimiz; değişik bir kimlikle de olsa, varlıklarını sürdürebilme gayretiyle, gizlice yaşayabilecekleri ve kimsenin onları aramayı akıl edemeyecekleri bir çevreye, romantik aşka göç etmişlerdir. Aşık olduğumuz zamanların dışında yaşamımızın hiç bir anlamı olmadığını sanmamızın sebebi de budur. Yine bu nedenledir ki, romantik aşk, kültürümüzün tek ve en büyük psikolojik gücü haline gelmiştir.

Bu güç günümüz için geçerli olduğu gibi, geçmişte de etkili olmuştur. Özellikle Batı Ortaçağında etkili olduğu gibi Anadolu Tasavvuf düşüncesinde de bu tür motiflere rastlamaktayız.
Romantik aşka bir de bu gözel bakarsak aslında yaşanan aşkın deneyimin dinsel deneyimden çok uzak olmadığını görürüz. Riane Eisler (Sacred Pleasure, 1995), romantik bir geceyi hayal etmemizi ister. Gerçekten de “Romantik bir gece” dediğimizde aklımıza mum, şarap, güzel kokulu bir tütsü ve müzik gelir. Aslında bunların hepsi eski çağların dinsel ritüelleridir. Romantik aşkı dinsel ve ezoterik ritüllerle yaşamak sonuçta erkeğe Tanrı ile bir olabileceği aşkın bir deneyimi de yaşatmaktadır. Bu bağlamda Plotinos’un Tanrı’ya aşk ile ulaşılabileceği düşüncesi sapasağlam yerini korur. Peki, Tristan ve Isolde ya da Romeo ve Julliet yaşasalardı neler olurdu? Bu soru biraz da mizahi olarak hep sorulmuştur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kadın Dünyası * Erkek Dünyası Evlilik -- erkekçe, kadınca