Bazı cümleler vardır ki, ilk duyduğunuz anda hem çok tanıdık, hem de rahatsız edici derecede yabancı gelir. “Aile bir mayın tarlasıdır” da onlardan biridir. Çünkü aynı anda hem çok doğru, hem de söylenmesi biraz ayıp hissettirir.
Çocukken ailemizin bizi koruyacağına, kollayacağına, en kötü ihtimalle bile “yanımızda” olacağına dair içimize işlenmiş o büyük, sıcak yalandan yetişkinliğe geçtiğimizde geriye kalan şey, aslında o yalanın altında yatan mayınlı sahanın ta kendisidir.
Mayınlar farklı farklı gömülüdür:Biri “sen zaten hep böyleydin” der,
öteki “ben senin yaşındayken…” diye başlar,
beriki susar ama bakışıyla patlar,
başka biri yıllardır biriktirdiği kırgınlığı tek bir cümlede infilak ettirir:
“Asla unutmadım.”En tehlikeli olanlar ise genellikle görünmez olanlardır:
beklenti mayınları,
karşılaştırma mayınları,
“biz senin iyiliğini düşünüyoruz” mayınları,
ve en sinsi olanı: sevgi mayınları.
Yani “seni o kadar çok seviyorum ki, bu yüzden sana bunu yapıyorum” türü mayınlar.Kişi olabilmek, bu tarladan sağ salim çıkabilmek demektir.
Çıkmak derken, illa ki aileyi terk etmekten, kapıyı çarpıp gitmekten bahsetmiyorum.
Bazen kapı hiç çarpmadan da çıkılır.
Bazen fiziksel olarak aynı evde, aynı masada otururken bile çıkılır.
Çıkmak, mayının patlamasına izin vermeden onun varlığını kabul etmek,
üzerine basmadan kenarından dolanmayı öğrenmek,
ve en önemlisi: patladığında bile “bu mayın bana değil, geçmişe aitti” diyebilmektir.Çoğu insan bu tarlada ya donup kalır ya da sürekli patlar.
Donup kalanlar “aile işte, ne yapacaksın” der, dişini sıkar, uyuşur.
Sürekli patlayanlar ise her patlamada biraz daha yaralanır, biraz daha öfkelenir, biraz daha küçülür.
Gerçekten sağ salim çıkabilenler ise farklı bir şey yapar:
mayınların yerini ezberler.Bunu yaparken bazen çok acı çekerler.
Çünkü mayının yerini öğrenmek, genellikle üzerine basmakla olur.
Ama bir kez haritayı çıkardıktan sonra,
o tarlada yürümek hâlâ tehlikeli olsa da, artık tamamen kader değildir.Sağ salim çıkmak, aileyi yok saymak değildir.
Aileyi kutsallaştırmamak da değildir.
Aileyi ne melekler korosu, ne de şeytanlar topluluğu olarak görmemektir.
Aileyi, yaralı ve yaralayan insanların, iyi niyetle ve kötü niyetle, bilinçli ve bilinçsiz birbirine mayın yerleştirdiği,
ama aynı zamanda birbirini gerçekten seven insanların yaşadığı, çok karmaşık, çok insani bir coğrafya olarak görebilmektir.
Ve en zor kısım:
o tarladan çıkarken arkana bakıp
“ben de oraya mayın gömmüşümdür” diyebilmektir.
Çünkü kimse sadece kurban değildir.
Hepimiz, bir başkasının tarlasına istemeden de olsa mayın bırakmışızdır.
Belki de kişi olabilmek tam da bu noktada başlar:
kendi döşediğin mayınların farkına varıp,
başkalarınınkilerin üstüne basa basa değil,
dikkatlice, saygıyla, bazen de hüzünle yürüyüp geçebilmektir.Aile bir mayın tarlasıdır evet.
Ama ilginçtir:
o tarladan sağ salim çıkabilen insan,
sonrasında başka hiçbir tarlada kolay kolay patlamaz.Çünkü en tehlikeli bölgeyi görmüş,
üzerinde yürümüş,
yaralanmış,
ama yine de ayakta kalmıştır.Ve bu, insanı başka pek az şeyin verebileceği bir tür özgürlüğe kavuşturur.
Çocukken ailemizin bizi koruyacağına, kollayacağına, en kötü ihtimalle bile “yanımızda” olacağına dair içimize işlenmiş o büyük, sıcak yalandan yetişkinliğe geçtiğimizde geriye kalan şey, aslında o yalanın altında yatan mayınlı sahanın ta kendisidir.
Mayınlar farklı farklı gömülüdür:Biri “sen zaten hep böyleydin” der,
öteki “ben senin yaşındayken…” diye başlar,
beriki susar ama bakışıyla patlar,
başka biri yıllardır biriktirdiği kırgınlığı tek bir cümlede infilak ettirir:
“Asla unutmadım.”En tehlikeli olanlar ise genellikle görünmez olanlardır:
beklenti mayınları,
karşılaştırma mayınları,
“biz senin iyiliğini düşünüyoruz” mayınları,
ve en sinsi olanı: sevgi mayınları.
Yani “seni o kadar çok seviyorum ki, bu yüzden sana bunu yapıyorum” türü mayınlar.Kişi olabilmek, bu tarladan sağ salim çıkabilmek demektir.
Çıkmak derken, illa ki aileyi terk etmekten, kapıyı çarpıp gitmekten bahsetmiyorum.
Bazen kapı hiç çarpmadan da çıkılır.
Bazen fiziksel olarak aynı evde, aynı masada otururken bile çıkılır.
Çıkmak, mayının patlamasına izin vermeden onun varlığını kabul etmek,
üzerine basmadan kenarından dolanmayı öğrenmek,
ve en önemlisi: patladığında bile “bu mayın bana değil, geçmişe aitti” diyebilmektir.Çoğu insan bu tarlada ya donup kalır ya da sürekli patlar.
Donup kalanlar “aile işte, ne yapacaksın” der, dişini sıkar, uyuşur.
Sürekli patlayanlar ise her patlamada biraz daha yaralanır, biraz daha öfkelenir, biraz daha küçülür.
Gerçekten sağ salim çıkabilenler ise farklı bir şey yapar:
mayınların yerini ezberler.Bunu yaparken bazen çok acı çekerler.
Çünkü mayının yerini öğrenmek, genellikle üzerine basmakla olur.
Ama bir kez haritayı çıkardıktan sonra,
o tarlada yürümek hâlâ tehlikeli olsa da, artık tamamen kader değildir.Sağ salim çıkmak, aileyi yok saymak değildir.
Aileyi kutsallaştırmamak da değildir.
Aileyi ne melekler korosu, ne de şeytanlar topluluğu olarak görmemektir.
Aileyi, yaralı ve yaralayan insanların, iyi niyetle ve kötü niyetle, bilinçli ve bilinçsiz birbirine mayın yerleştirdiği,
ama aynı zamanda birbirini gerçekten seven insanların yaşadığı, çok karmaşık, çok insani bir coğrafya olarak görebilmektir.
Ve en zor kısım:
o tarladan çıkarken arkana bakıp
“ben de oraya mayın gömmüşümdür” diyebilmektir.
Çünkü kimse sadece kurban değildir.
Hepimiz, bir başkasının tarlasına istemeden de olsa mayın bırakmışızdır.
Belki de kişi olabilmek tam da bu noktada başlar:
kendi döşediğin mayınların farkına varıp,
başkalarınınkilerin üstüne basa basa değil,
dikkatlice, saygıyla, bazen de hüzünle yürüyüp geçebilmektir.Aile bir mayın tarlasıdır evet.
Ama ilginçtir:
o tarladan sağ salim çıkabilen insan,
sonrasında başka hiçbir tarlada kolay kolay patlamaz.Çünkü en tehlikeli bölgeyi görmüş,
üzerinde yürümüş,
yaralanmış,
ama yine de ayakta kalmıştır.Ve bu, insanı başka pek az şeyin verebileceği bir tür özgürlüğe kavuşturur.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Kadın Dünyası * Erkek Dünyası Evlilik -- erkekçe, kadınca