Birçok insan, sevgi ile sınırsız fedakârlığı, “evet” demeyi ve kendi ihtiyaçlarını arka plana atmayı aynı şey sanır. Oysa gerçek sevgi, iki ayrı bireyin birbirine yaklaşmasıdır; birbirine karışması değil. Sınır koymak, tam da bu ayrımı koruyan davranıştır. Bir çit düşünün: Bahçeyi dışarıdan korurken, içindeki çiçeklerin büyümesine de izin verir. Duvar örmek değil, sağlıklı bir mesafe ve saygı alanı yaratmaktır.
''Sınır koymak, ilişkide sevgiyi azaltan bir eylem değil; aksine ilişkinin sürdürülebilirliğini ve güvenliğini koruyan temel bir düzenleyicidir.''
İlişkilerde sınır koymaya karşı en yaygın önyargı, “sevgiyi azaltır, mesafe koyar, soğukluk getirir” düşüncesidir. Bu inanç genellikle çocukluktan gelen koşullu sevgi modellerinden beslenir: “Eğer her şeye razı olursam, sevilirim.” “Hayır dersem terk edilirim.” “Kendi ihtiyacımı söylersem bencil görünürüm.” Bu korkular yüzünden birçok kişi, kendi benliğini eriterek ilişkiyi sürdürmeye çalışır. Ancak eriyen benlik, uzun vadede sevgi değil, bağımlılık ve tükenmişlik üretir.
Sağlıklı bir romantik ilişkide sınırlar şu şekilde çalışır:
- Duygusal sınırlar → “Şu an yalnız kalmaya ihtiyacım var” ya da “Bu konuyu konuşurken alaycı üslup beni yaralıyor, lütfen bunu değiştir” diyebilmek.
- Fiziksel sınırlar → Sarılma, dokunma, cinsellik konusundaki rahatlık alanını netleştirmek.
- Zaman ve enerji sınırları → “Haftada bir gün sadece kendime ayırmak istiyorum” ya da “Her akşam 3 saat telefonla konuşmak beni yoruyor, bunu azaltabilir miyiz?”
- Maddi sınırlar → Para, borç, ortak harcamalar konusunda net beklentiler.
- Değer ve öncelik sınırları → “Bu konuda vicdanım rahat değil, buna katılamam.”
Sınır koymayan ilişkilerde sık görülen döngü şudur: Bir taraf sürekli fedakârlık yapar → diğer taraf bunu “normal” sanır → fedakâr taraf içten içe öfkelenir ve birikir → bir gün patlar ya da sessizce çekilir → ilişki ya dramatik bir krizle biter ya da duygusal olarak soğur. İşte bu noktada insanlar “sevgimiz bitti” der. Oysa çoğu zaman biten sevgi değil, bastırılmış benliklerin dayanma kapasitesidir.
Psikolojik açıdan bakıldığında, sağlıklı sınırlar koyabilen bireyler daha yüksek özsaygı taşır. Kendine değer veren insan, partnerinden de aynı değeri bekler ve buna izin verir. Bu karşılıklı saygı döngüsü, sevginin daha özgür ve gönüllü akmasını sağlar. Zorunluluktan değil, tercihten doğan bir sevgidir bu. Tercih edilen sevgi ise çok daha dayanıklıdır.
Elbette sınır koymak her zaman kolay değildir. Özellikle ilk defa yapıldığında suçluluk, kaygı ve “acaba bencil mi oluyorum?” sorgusu gelebilir. Ancak burada önemli bir ayrım var: Sınır koymak bencillik değildir; kendine saygıdır. Karşındakinin sınırlarına da saygı duyulduğunda bu, bencillik değil, eşitlik olur.
Sonuç olarak, sınırlar sevgiyi kısıtlamaz; sevginin sağlıklı bir kapta tutulmasını sağlar. Sınırların olmadığı yerde sevgi, taşan bir su gibi kontrolsüz yayılır, sonra da kurur. Sınırların olduğu yerde ise sevgi, iyi bakılan bir bahçe gibi mevsim mevsim büyür, derinleşir ve uzun yıllar yeşerir.
İlişkide en derin sevgi, “seni olduğun gibi kabul ediyorum ve ben de olduğum gibi kabul edilmek istiyorum” diyebilen iki insanın arasında yeşerir. Bu cümleyi söyleyebilmek için önce kendi sınırlarını tanıman, sonra da onları sevgiyle savunman gerekir.Çünkü gerçek sevgi, birbirini yok etmek değil, birbirini özgür bırakarak yan yana var olabilmektir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Kadın Dünyası * Erkek Dünyası Evlilik -- erkekçe, kadınca